Bir fincan kahve almak için kapıdan girmek ile o kapıyı bir koleksiyonun parçası hâline getirmek arasındaki farkı çoğu insan pek düşünmez. Ama ABD'li bir bilgisayar programcısı için bu fark, neredeyse otuz yıla yayılan bir yaşam biçimi hâline gelmiş durumda. 1997 yılından bu yana dünyanın dört bir yanındaki Starbucks şubelerini tek tek ziyaret eden bu kişi, bugün itibarıyla 74 ülkede toplam 20 bin 563 mağazaya ayak basmış durumda. Onun defterinde hâlâ işaretlenmeyi bekleyen yaklaşık 9 bin şube var.
Kulağa basit bir hobi gibi gelebilir. Ancak işin içine 74 ülke, onlarca dil, farklı iklimler ve yıllara yayılan bir planlama girdiğinde, ortaya çıkan tablo sıradan bir meraktan çok daha fazlası. Bu yazıda, söz konusu gezginin motivasyonunu, bu tür bir uğraşın arkasında yatan psikolojik ve kültürel dinamikleri ve dünyanın en büyük kahve zincirini bu denli ilgi çekici kılan şeyin ne olduğunu ele alıyoruz.
Bir Programcının Kahve Molası Neden Otuz Yıl Sürdü?
Ortada bir yarışma, ödül ya da sponsorlu bir kampanya yok. En azından bilinen bir maddi karşılığı bulunmuyor. Bu noktada akla ilk gelen soru şu oluyor: İnsan neden böyle bir şeye girişir?
Bu tür uzun soluklu projelerin arkasında genellikle iki temel dürtü yatar. Birincisi, ölçülebilir bir hedefin verdiği netlik duygusu. Bir programcı için "kalan mağaza sayısı" gibi somut bir veri, aslında bir tür ilerleme çubuğudur. Her yeni şube, listeyi biraz daha kısaltır ve bu da kişiye günlük hayatta nadiren bulunan bir tamamlanma hissi verir.
İkincisi ise mekânların hikâyesi. Zincir mağazalar çoğu zaman birbirinin kopyası gibi görünse de, gerçekte her şube bulunduğu şehrin dokusundan izler taşır. Tokyo'nun kalabalık bir ara sokağındaki şube ile Viyana'nın tarihi bir binasındaki şube arasındaki farkı ancak gidip gören anlar. Bu yüzden bu gezginin aslında topladığı şey mağazalar değil, şehirlerin kendine özgü ritmi olabilir.
20 Bin 563 Mağaza Ne Anlama Geliyor?
Rakamı bir kenara yazalım: 74 ülke, 20 bin 563 mağaza. Bu sayıyı zihinde canlandırmak için basit bir hesap yapmak yeterli. Günde bir mağaza ziyaret edilse, bu toplamı tamamlamak yaklaşık 56 yıl sürer. Yani bu kişi, söz konusu hedefe ortalama bir insanın çalışma hayatından daha uzun bir süre ayırmış durumda. Hatta bazı günlerde birden fazla şube gezdiğini varsayarsak bile, ortada ciddi bir zaman yatırımı var.
Bu noktada işin lojistik boyutu da dikkat çekiyor. 74 ülkeyi kapsayan bir rota, sadece uçak bileti almakla çözülecek bir iş değil. Vize işlemleri, sezon planlaması, bazı bölgelerde güvenlik koşulları ve dil bariyeri gibi onlarca değişkenin aynı anda yönetilmesi gerekiyor. Üstelik bu ziyaretlerin bir kısmı, zincirin o ülkedeki ilk yıllarına ya da kapanmış şubelerine denk gelmiş olabilir. Bu da listeyi tutmayı daha da karmaşık hâle getirir.
Kalan 9 Bin Şube Neden Bu Kadar Zor?
Geriye kalan 9 bin mağaza, toplamın neredeyse üçte birine denk geliyor. Bu şubelerin önemli bir bölümü, gezginin henüz ayak basmadığı ülkelerde ya da erişimi görece zor bölgelerde bulunuyor olabilir. Örneğin Çin ve ABD gibi mağaza sayısının çok yüksek olduğu pazarlarda tek tek şube toplamak, ülke sayısı az olsa bile yıllar alabilir. Çünkü bu ülkelerde yüzlerce hatta binlerce şube bulunuyor.
Buna bir de şubelerin sürekli değişen yapısı ekleniyor. Yeni mağazalar açılıyor, bazıları kapanıyor, bazıları taşınıyor. Yani hedef sabit değil, hareketli bir hedef. Bu da işi bir koleksiyon tamamlama oyunundan çıkarıp, sürekli güncellenen bir projeye dönüştürüyor.
Bu Hikâye Neden Bu Kadar İlgi Çekiyor?
Aslında burada ilgi çeken şey, tek bir kişinin kahve dükkânı gezmesi değil. İnsanların bir kısmı bu haberin altında "buna neden bu kadar zaman harcıyor" diye sorarken, bir kısmı da içten içe ona imreniyor. Çünkü modern hayatta çoğu insanın sahip olmadığı iki şeyi temsil ediyor: net bir amaç ve o amaca ayrılan kesintisiz zaman.
Bu tür hikâyeler, sıradan bir alışveriş deneyimini bir yolculuğa dönüştürmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Marka sadakati kavramı genelde indirim kartları ve puanlarla anılır ama burada bambaşka bir boyuta taşınıyor. Kişi, bir markayı sadece tüketmiyor; onun coğrafyasını, mimarisini ve kültürel farklılıklarını belgeliyor.
Aynı zamanda bu, küresel bir markanın yerel yansımalarını görmek için de ilginç bir pencere açıyor. Aynı logoya sahip iki mağaza, birbirinden tamamen farklı iki deneyim sunabiliyor. Bu farkı birinci elden gözlemlemek, aslında küreselleşmenin ne kadar homojen, ne kadar yerel olduğuna dair somut bir veri sağlıyor.
Ziyaret Etmenin Ötesinde Ne Var?
Böyle bir uğraşın tek çıktısı bir liste olmayabilir. Yıllar içinde tutulan notlar, fotoğraflar ve gözlemler, ister istemez bir tür arşive dönüşür. Bu arşiv, markanın mağaza tasarımındaki değişimi, ülkelere göre menü farklılıklarını ve hizmet anlayışındaki evrimi yansıtabilir. Bir programcının veri toplama alışkanlığı ile bir gezginin merakı birleştiğinde, ortaya çıkan şey aslında bir tür saha araştırması oluyor.
Elbette bu kişinin motivasyonunu tam olarak bilemeyiz. Belki sadece bir hedefi tamamlamak istiyor, belki de her yeni şehirde o şehri anlamanın bir yolunu arıyor. Ama sonuç değişmiyor: Ortada yıllara yayılan, disiplinli ve merakla örülmüş bir hikâye var.
Bir Hobiyi Bu Kadar Ciddiye Almak Normal mi?
Psikolojide "tamamlanma ihtiyacı" olarak bilinen bir eğilim vardır. İnsanlar başladıkları işleri bitirmeye, eksik kalan listeleri tamamlamaya doğal bir yatkınlık gösterir. Küçük ölçekte bu, bir albümü tamamlamak ya da bir kitap serisini bitirmek olabilir. Büyük ölçekte ise karşımıza 74 ülkeye yayılan bir mağaza listesi çıkar.
Bu tür uğraşların sağlıklı tarafı, kişiye düzenli bir amaç ve hareket alanı sunmasıdır. Riskli tarafı ise hedefin kişinin hayatını ele geçirmesi, yani hobiden zorunluluğa dönüşmesidir. Bu hikâyede dikkat çeken şey, otuz yıla yayılan bir sürecin hâlâ bir hobi çerçevesinde anlatılıyor olması. Yani kişi, işi bir yükümlülüğe çevirmeden sürdürebilmiş görünüyor.
Günlük Hayata Uyarlanabilir mi?
Herkesin 74 ülke gezmesi gerekmiyor elbette. Ama bu hikâyeden çıkarılabilecek basit bir ders var: İnsan, tekrar eden bir rutini bile biriktirilebilir bir deneyime dönüştürebilir. Yaşadığınız şehirdeki farklı kahvecileri listelemek, her hafta yeni bir semt keşfetmek ya da gittiğiniz yerlerin küçük notlarını tutmak, aynı mantığın ölçeklenmiş hâli olabilir.
Önemli olan hedefin büyüklüğü değil, sürekliliği. Bu gezginin hikâyesini ilgi çekici kılan da tam olarak bu: Otuz yıla yayılan istikrar ve hedefe adım adım yaklaşma disiplini.
Sıkça Sorulan Sorular
Starbucks mağazalarını gezen kişi tam olarak kaç ülkeye gitti?
Mevcut bilgilere göre 74 ülkede toplam 20 bin 563 mağaza ziyaret edilmiş durumda. Bu, dünyadaki toplam şube sayısının büyük bir bölümüne denk geliyor.
Geriye kaç mağaza kaldı ve bu ne kadar sürer?
Ziyaret edilmeyi bekleyen yaklaşık 9 bin mağaza bulunuyor. Şubelerin sürekli açılıp kapanması nedeniyle bu sayı sabit kalmıyor; dolayısıyla kesin bir bitiş tarihi vermek mümkün değil.
Bu ziyaretlerin amacı ne, bir ödül ya da yarışma var mı?
Bilinen bir yarışma ya da maddi ödül bulunmuyor. Görünen o ki bu, kişisel bir hedef ve merak duygusuyla sürdürülen uzun soluklu bir uğraş.
Her Starbucks mağazası gerçekten birbirinden farklı mı?
Marka standartları ortak olsa da mağaza tasarımları, menüler ve atmosfer bulundukları ülkeye ve şehre göre ciddi farklılıklar gösterebiliyor. Bu farklılıklar, böyle bir gezintiyi sıradan bir alışverişten ayırıyor.
Böyle bir hedef belirlemenin psikolojik bir faydası var mı?
Ölçülebilir ve uzun vadeli bir hedef, kişiye düzenli bir amaç duygusu ve ilerleme hissi sağlayabilir. Ancak uzmanlar, hobilerin zorunluluğa dönüşmemesi için dengeli sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor.

